Saatlerin kaca vurdugunu, ne zaman olaylarin gelistigini bilmiyorum ama maceranin port authority’de basladigini cok iyi biliyorum. Gece yarisi bos tren istasyonunda, beynim sarap ve rom ile fokurdar olmus, kulagimda beni ayik tutsun diye bangir bangir calan metallica ve ben A treni bekliyorum. Basim agriyor, hayir zonkluyor, ve vucut artik uyku hormonlarini pompalamaya baslamis.
Trenin geldigini farkedip ayaklaniyor, ve biniyorum. Tren sicak. Neden? Havalandirmasi calismayan bir vagona denk geldigimi alnimdan akan terden cakiyorum filhakika kalkacak ve baska yere gececek irade yok. Metallica hala bagiriyor. Vagonda bir kisi var, takmiyorum hic ama sicagi takar oluyorum. Tangir tungur dere tepe duz giderken birden gozlerim vagonun icindeki bir harfe odaklaniyor sans eseri: “E”. “EEEEEEE” harfi buyuyor buyuyor, muzikle beraber kocamannn bir tokat gibi suratima carpiveriyor.. icimden “EEE?” “EEE?” disimdan “hassshittir” cekerek ayaklaniyorum. Duraklari da saymamistim.. Nerdeyiz? (ben ve golgem) West 4 duragini yeni gectik.. ordan “Fi” yapabilirdim halbuki. Shit! (kahretsin) Neyse A’ya nerde transfer olabilirim? Bir kosu haritaya bakip goruyorum: iki durak sonra A var (salak! o saatte A butun duraklarda duruyor halbuki). Guzel, iki durak sayacak enerjim var diyorum keyifle (Sen salaksin Kubilay).
E treni duruyor, kendimi disari atiyorum. Karsimdaki sutunda “letter size” bir kagit ve kagidin ustunde bir yazi: “No brooklyn bound trains at this station”. Ben de sizi seviyorum! Dehset ama bir o kadar da gereksiz bir refleks ile kendimi E’ye geri atiyorum hem de ayni sicak vagona. Kubilay Rosto nerdeyse hazir zaten, ara ara ustune tepsideki suyu gezdirmeyi unutmayin ki kurumasin. Tabi yaptigim dangalakligi tren harekete gecince anliyorum: Alkol duvarinin ustunden assagi ayaklarimi sallandirmis ben, golgem ve E treni son duraga gidiyoruz. Gittik. Karsidaki ters yone giden EEEEE trenine atiyorum kendimi, oh klima. Simdi West 4′dan “Fi” alarak eve gidebilecegim.
West 4th’da “Fi” treni geliyor, hemen kapiyorum bir kose, ve uykuya daliyorum (pardon dalmisim istemeden). Ara ara kendime gelip etrafima bakiyorum, hangi duraktayim sayamiyorum takip sifir, sadece hissediyorum duraklari ve belkide daha feci bir soru geliyor pesinden: “Hangi trendeyim??” A’ya mi bindim F’ye mi hatirlamiyorum.. Shit. Naptim di? West 4th’dan bindim.. ordan A’ya binecek kadar salak degilim (mi acaba?) … evet ben “Fi” trenindeyim. Uyuklamaya devam. Muzik caliyor gibi ama farkinda degilim sarkilar gecmis gitmis.
“Hey! uyuma… psst uyuma” kalin bir erkek sesi. Uyaniyorum, kivircik sari sacli, genis dudakli acik renk gozlu beyaz bir eleman bakiyor bana “Uyuma dostum, gecen sene cuzdan gitti benim boyle, dikkat et”. Kafami salliyorum “Haklisin, uyumamak lazim, sagol” onayliyorum adami. Herif hakli “zaman kotu kolla dotu” edebiyatindan farkli degil dedigi. Napcaz? Muzik ise yaramadi. Aciyorum gunlugu, sallanan trende deftere yazmak iyi olmuyor ama en ayik tutacak sey bu, basliyorum kelimleri postalamaya. Evet, bu ise yaradi uyumuyorum. Ve birden gene paranoya basliyor: Hangi trendeydim ben???? Himmm…. Naptim di? West 4th’dan bindim.. ordan A’ya binecek kadar salak degilim (mi acaba?) … evet evet ben “Fi” trenindeyim. Sakin ol panik yok. Eve varacaz bu kabus bitecek. Uykum vaaaar! artik beyin bagiriyor, “sus!” diyorum beynime “insanlari uyandiracaksin!”.
Tren durdu 18′de, attim disari kendimi. Burdan eve yuruyus 6 dakika. Bos caddelerden geciyorum, adamin biri bankadan cikiyor, bu saatte ne parasi cekiyon kardesim? diye sorasim geliyor ama sonra gidiyor ben de sormuyorum. Yola devam. Apartmanin kapisina variyorum. Anahtar elimde ama kilide girmiyor. Girsene laan! Acilsanaaa! bir dakka.. iki dakkaa… uc dakkaa.. allah allah??. Kaslarimi catarak anahtari kaldirip bakiyorum “neden acmiyor ki hayvan?” Himmm… trink! (jeton!) tabi acmaz bu posta kutusu anahtari ..aaarrrgghhh! Kontrol montrol kalmadi artik, eve varma ile merdivende sizabilme seviyesinde ibre sallaniyor, alam zilleri caliyor. shit shit shit! ulan millet eve coktan gitti misildiyor biz apartman kapisinda surunecez yakisir mi kubilay? Yakismaz! ve bir hincla saldiriyorum kaleye.. pardon kapiya.
Kapiyi acmayi beceriyorum. Eve girmesini ve kendimi o gazla yataga atmasini, ve hatta atmadan once iki farkli saati kurmasini da beceriyorum.
Daha yarin hangover ile bogusacaguuzzz… zzz…zzz…
Kubilay,
Bir New York Comezi