Ekim, 2003 için Arşiv

Peri Bacası

31 Ekim 2003

yoksulayaklar.jpgCok yoruldum
Beni bekleme kaptan

Yer Demir Gök Bakır

30 Ekim 2003

lampa.gifDün çok büyük bir dönemeci geçirdim. Bir mesaj geldi. Öyle bir paragraftı ki bu okuduğum, yaşanacak 10 farklı mutlu gün etkisi yaptı üstümde. Bir değişimin ispatıydı mesaj ve yine gerçekler belgelendi. Büyük İskender haklıymış. Kördüğümü açmak için çekip kılıcını koca düğümü ikiye ayırmış meseleyi çözmüş. Bazen durumları değiştirmek için, daha sağlıklı bir gelişmeye önayak olabilmek için radikallere ihtiyaç var. Kıçının üstünde oturmayıp bulunduğu durumdan memnun olmayan ve isyan eden radikaller. Bunlar sayesinde bazı kapılar açılıyor işte. Değişim 1 Eylül 2002’nin hemen ertesinde başladı ve ivmelenerek gidiyor. Breh breh… Bu noktada yapılacak en büyük hata geriye bakıp yaşananları hatırlamak olur. Halbuki bu değişimin gelecekte getireceklerini görüntülemek kadar doğru bir hareket düşünemiyorum.

İke! Ho!

Vatan Caddesi

29 Ekim 2003

costumer.gifYandaki resim, birçok insan için aslında büyük önem taşımalı. Çünkü bu Amerika’da (daha doğrusu New York’ta demek lazım) karşılaştığım en bariz “resmini çek tüm herkese gülsünler diye gönder” tarzı görüntüydü. Bilemeyenler olabilir, Costumer yazıyor, o Customer olacak. Arkadaş  Müşteri diyeceği yerde Kostümcü demiş oluyor. Sadece yazım hatası değil de anlamsal hata var fakat kocaman bişi var, burda bir “Çelişki” yok. Amcam bariz hata yapmış, okuma yazması iyi değil demek ki. Bu noktada Zincirlikuyu’da bir afiş gözümün önüne geliyor:

“TURKISH POP PARTY”

Evet. Turkish.. pop… party. Bunun hiçbir mantıklı açıklaması yok. Yer: Türkiye. Konuşulan Dil: Türkçe. Çalınacak Müzik: Türkçe. Devletin anadili: Türkçe. İçimden diyorum: Acaba Turistleri çekmek için mi? Hayır! Zincirlikuyu’nun orda turist yok gezmez! Yaşayan insanlar Türk… Nedir bu afişi Ingilizce yazdıran? Ve acı gerçek: Bu afişi böyle yapınca daha çok insan geliyor ki yapmışlar! Chamosky abi, Amerika’ya yeni bir tehdit lazım Bush boş durma derken alaya alıyordu da millet gerçek zannetmiş olabilir diyordum, acaba bu da öyle bir alay mı? Bir espiri mi var ortada benim bilemediğim? Dil mil yokoluyor geyiği değil bu, hele hele siyasi hiçbir akımı destekler yanı yok. Bu tamamen bu partiyi hazırlayanların, ve bu afişi görenlerin ne kadar “no-kafa” olduklarının ispatı. Böyle insanlar da var hayatta gerçeğinin taaa en kökünden hissedilmesi.

Ben de o zaman derim ki: “Turkish Pop Party My Ass!” (Götümün Türkçe Pop Partisi)

Üniversite Kantini

28 Ekim 2003

salincak.jpgBir yandan Kore usulü eriştesini yerken bir yandan neden işi bırakmaya karar verdiğini anlatıyordu: “Farmolojikal Bilim okumak istiyorum, moda dünyasında iş yok artık” Affalladım tabi. Sen kalk dört sene moda üstüne işlemecilik oku, bir tekstil firmasında bir buçuk sene çalış sonra da ilaç üretim bilimcisi olmaya karar ver! Bunu söyleyen kişi aynı zamanda akşamları ölene kadar iç, o bardan bu bara koş, alışveriş yap türü standart bişi. “O zaman tıkılcan laboratuvara yani?” sorumu ise duymamazlıktan geldi. Çünkü tıkılırsa nası parti yapacak???? Yine dört yıl mı okuyacaksın? soruma “Galiba bir buçuk yıl” deyince gölgem bir kahkaha patlattı, kız duyacak diye korktum. Gölgem sonra eğilip kulağıma fısıldadı “ Abi kızı takip et, hangi firmada çalışacak ise ordan çıkan haplardan alma valla bunun sonu yaş…”

O sırada hatun eriştesinin üstüne simsiyah bişi döktü. Yaratık filmlerindeki iğrenç sıvılara benzediğinden tutamadım kendimi soruverdim: “Bu ne yahu, uzaylı yemeği mi?” Kore işi etmiş. Tattım fena değildi, ama simsiyah görüntüsü yüzünden gölgem az daha camdan dışarı atlıyordu zor tuttum.

Kes Köse? Te Tua!

27 Ekim 2003

istanbulspor.jpgYanımda oturan annenin kucagındaki bebek gayet sakindi. Zenci bişi. Kalabalık bi vagon, insanları dikizliyorum. Kolumun çekildiğini hissettim. Velet kolumu tutup çekiştiriyordu. Ufacık bişi montumu avuçlayıp çekiştiriyor. Bebek avuçlamasını öğreniyor. Kolumu da bu iş için uygun görmüş olacak herhalde. Sonra çocuğun kulağındaki altın kocaman küpeyi görüyorum, hatta görmekle kalmıyorum, takılıyorum, bi kısım aklımı da oraya yönlendiriyorum. Ufacık bişi, nasıl olur da böyle bir küpe takar? Demek ki annede tuhaf bir özellik var, küpesiz kulak istemiyor dünyasında! Acaba annenin kulağındaki küpe nasıl? Bakmak istiyorum da dibimdeki hatuna dönüp “dön kulağına bakacam küpen nasılmış” diyemem upuzun tırnakları ile yüzümü cırmıklama olasılığını artırmak istemiyorum. Fırsat yaratmalı derken fırsat ayağıma geliyor. Anne bebek beni rahatsız etti düşüncesi ile çocuğu çekiştirince: “Hiç önemi yok, çok güzel bi bebek” diyorum gülümseyerek. O sırada kadının küpelerini dikizleyiverdim, evet küpeleri var… Fakat daha feci bi merak sardı beni. “Acaba kocasının küpeleri var mı?” ama bu merak fazlaydı. Ben kafamı çevirirken kocaman altın küpeli bebek yine koluma yapışmıştı. Dönüp: “ögöbögööö aguu” desem acaba çocuk ne hisseder?

24 Ekim 2003

sirasiraevler.jpgLise yıllarımda, Okul Istanbul’da Ev Bursa’da olunca haliyle hayatımın bir parçası hafta sonları yollarda geçiyordu. Bir küsür saatlik yolculuktan sonra biriken stres Eskihisar Topçular arası mekik dokuyan feribotla yolculuk sırasında iyot kokulu, tuhaf renkli, deniz anası itilasında uğramış Marmara denizinin dalgaları arasında yitip giderdi.

Havanın bana güvertenin kenarında durmaya izin verdiği gecelerde karanlığa bakar ve bir uzay gemisinde olduğumu düşünürdüm. Uzay gemisi ağır ağır omega üssünden kalkar ve marsa yolculuk ederdi, ve iyi kaptırınca, kimse de olmazsa yanımda üreperecek kadar gerçekçi gelirdi.

Ve bu sabah metro bir istasyonda durduğunda, vagon hafif dalgalı denizin üstündeymişçesine salınmaya başlayınca daha dalışa geçmemiş bir denizaltının içinde olduğumu hayal ediverdim. Etrafıma bakındım, filmlerde hareketin en bol olduğu anlarda çevrilen atraksiyon vanası kayıptı. “Demek ki dalmadan su üstünde gidicez bu sefer”

Masamda

23 Ekim 2003

Geçen gün hayatmın en sürpriz dolu mektuplarından birini aldım. Zarfı açmamla içinden bir renk karnavalı fırladı.  Onu, geniş bir zaman dilimini kapsayan bir hayat göterisi izledi. Zarfı açtıkça, içinden bir bir çıkanları sadece izleyebildim. Masamın üstüne yığdım ve bakakaldım. Uzunca bir süre hiçbişi yapmadan seyrettim sadece cümbüşü. Sonra kendimi toparladım, CD çalara Dire Straits Alchemy Konseri’nin birinci bölümünü taktım ve incelmeye, okumaya giriştim. Hiç bitmesin istediğim anlardan biriydi, ve bitmesin diye hala masamın üstünü kaplıyorlar.

Bon Jovi

22 Ekim 2003

Sabah işe gelirken metroda önümdeki koltuğa hakikaten şişman sarı at kuyruklu, siyah harley davidson t-shirt giymiş panasonic marka bir dicman tutan adamın teki oturdu. Gözlerim kapalı uyku modunda hafiften hafiften adamın dismcanınden gelen müzik ile kestiriyorum. Birden müzik kesildi. Gözümü açtığımda adamın discman ile cebelleştiğini gördüm. Çalıştırmasını becerdikten sonra aynı şarkıyı baştan aldı, olabilir… Metro gidiyor, gözlerimi kapadım devam ediyorum uyumaya. Bir durak…iki durak…üç durak… şarkı bitmiyor. Uymuşum, uyandım ama gözlerimi açmadım. Hala aynı şarknının devam ettiğini duydum. Allah allah?? şarkı bitti pat adam geri aldı hobaaa… bi daha! Metronun arka kümesi herifin discmaninden gelen şarkıyı dinliyor sabah sabah işkence dizboyu! Gel gör ki arkadaş pek bi memnun. Kafayı sallıyo, solo başlıyo kendinen geçiyo, duruyor yeniden alıyor soloyu… Gözüm duraklara takılıyor Daha beş durak var.. Sıçış ki ne sıçış…

twisted.jpg

Post Modern Essek Sakalari 1
Birisi haldur haldur kulagini kasirken
kulagini kasidigi parmaga bagli dirsege
dikine vurmak.
Parmak bir anda zorlanarak kulagin
derinliklerine girmek ister
ve kurban aci ile haykirir… hatta kufreder.

ACI VERME: 4/5
EGLENCE 5/5 (Bu vurusu asla beklemeyecektir)
SADIZM 3/5 (etki alani kisitli ve suresi az)
TEHLIKE 4/5 (Sagir olma tehlikesi var)

Kopenhag

21 Ekim 2003

Gece yarısı bastırdı yağmur. Üstümde palto yok, bir hırka var ve zaten yağmur pek ısalatan tarzda değil. Blockbaster’a video kasetleri bırakmam lazım yürüyorum. Caddeye vardığım zaman dükkanın hangi tarafta olduğunu bilmediğimi farkettim. Yağmur bastırır gibi oldu, bir tentenin alına sığındım düşünüyorum. Karanlık. Tek tük geçen insanlara soruyorum “Hey blockbaster nerde?” bu yağmurda, elinde bi torba, abuk bir yerde durup blockbaster soran adama doğal olarak deli gözüyle bakıp “nefis bi insansınız aman bana dokunmayın” bakışları ile cevapsız yürüyorlar. Hakılılar. Kafam bi sağa bi sola bakıyor iki porsiyon telaşla. Blockbaster ne tarafta üleeaaan??

Kasetleri bıraktıktan sonra metroya dalıyorum eve doğru iskele alabanda…

Blockbaster mı nerdeymiş?
Sol tarafta…

merdivendemir.jpg

SOHO

ISLATMAYAN YAGMUR

tapır tapır pıtır tap tap tapıt pıtır
pıtır pıt pıt pıtır tıpır tıp tapır gürrrrrr tapır
tap tap tapır tıpır tıp tpıpr tıp tıp tıp tapır tapır
tapır şraaaak gürrrr çatadaaa tapır tıp tıp tıpır tapır
tapır pıtır tap tap tapır pıtır pıtır pıt pıt pıtır
tıpır tıp tpır tapır gürrrrrr tapır tapır tapır…

Aksedir

20 Ekim 2003

Ve hayata geri dönüş!

Aksedir kaldığı yerden devam ediyor bugünden itibaren.

Cmts günü 25 dakika hafta sonu çalışmayan metro beklenirse ne olur?

Tabikide homur homur merdivenlerden çıkılır, sinir içinde beş blok soğuk havada yürünür ve times meydanından çalışan metroya binilir. Bu yürüme sırasında soğyuan böreklere ağıt yakılır. Metorya dalıp sürücüye gidilir, “abi börekler beni bekliyor bas gaza basss” demek istenir fakat mümkün değildir, çünkü metronun gazı yoktur. O da döner “olm sen speed filmini çok izledin, bari tipin keanu itine benzese bari” der.. Aslında bunlar olmamaktadır, ben uyduruyorumdur… börekler soğdu çoktan türküsünü söyleyen göz yaşlarım süzülür…

ok.jpg

gece iki afakan grubu arasındaki mücadelenin
bitiş düdüğü çaldıktan sonra soyunma
odalarına giderken çıkan arbedede
dört domates, iki kulak, bir cindy crawford
(zaten bi tane var çaktırma şakir)
yedi tane de pikasso yaralandı… Sorumluların bulunması için 47
derece çapında bir araştırma başlatıldı sonuçları burdan bildireceğiz.

Yengeç Kabuğu

15 Ekim 2003

Üç gündür süregelen hastalanmama çabası sürecinde doğru ilaçları yanlış zamanlarda almanın gazabına uğraşdım. Bir türlü uyanamamak, uayndıktan sonra da ilacıu alınca feci bir ukunun yine bastımarsı…

Ofise geldim, patrona “yahu ilaçları aldıktan sonra uyku bastırıyor” dedim.
“Night Quill mi alıyorsun?”
“Evet..”
“O gece için, gündüz vakti Day Qill alacaktın uykun gelir tabi denyo”

Ekim ayının keki ilan ediyorum kendimi…
kasiktuzbiber.jpg

Webcam Aldım
bakalım yayın yapabilecek miyim?

Uyku Vakti

14 Ekim 2003

Geçenlerde demiştim, daha önce çektiğim masamı da koymalı diye (bkz. 8 Ekim). işte bundan nerdeyse 10 ay önce bu odada kalıyordum. Sol çaprazdan içeri sızan güneş, camdan sarkınca gördüğüm hudson river ve manhattan binası (Empire States Binası aslında ama ben ona Manhattan Binası diyorum) iki binanın arasında yaşayan kuşlar ve son ay sürekli tıslayarak bana hayatı zehir eden kalorifer. Yeni Harman’da çıkan son yazılarımı da arşive ekledim.

masam2.jpg

West New York
New Jersey
Bir Dönem Yaşadığım
yatak masa ve sandalyeden ibaret oda

Golf Sopası

13 Ekim 2003

şu dakikalarda aslında ben iş çıkışı karanlıkta Bryant parkta otumuş, bir yandan mercimek çorbamı hüpletip bir yandan bu satırları döküyorum. ılkbahar havasına benzer akşam, ağaçlar hala yeşil ama yıldızlar gözükmüyor. Yıldıssız geceler New York’ta var. Datça’da sahilde akşam uzanıp bir bir uyanan yıldızları seyretmek mümkün, üstelik yanında fışırdayan dalga sesleri de bedava. Var mı gelen?

yapprrak.JPG

Mercimek Çorbası
Muz
Bryant Park
Gece

Vatikan

10 Ekim 2003

Evden fırlayarak çıktım. Kararlı adımlarla sinemaya gitmek için istasyona yöneldim. Metro tesadüf hemen geldi, ve Jay istasyonunda A trenine de atladım. Tahminimden yarım saat önce sinema salonuna geldim ama bütün biletler tükenmişti. Hem de bütün seanslar için. Bir tek gece yarısı için yerler vardı ama benim o saatlerde evde olmam gerekiyordu. Gece yağan yağmuru kaçırmak istemiyordum.
golgeler.jpg

yolumun üstünde

Jandarma Karakolu

9 Ekim 2003

Yeni Harman’da üçüncü yazım da çıktı… Alın derim.

Son bir haftadır, radyomda optimum bir ses yüksekliği buldum. Öyle ki, gece yatarken, evde yaşarken, çalışırken, dinlerken ve dinlemezken kesinlikle rahatsız etmiyor.

Hatta ben şu satırları buraya çakarken bile New York’ta ilk aldığım bu teknolojik alet (sony radyocuk) melodileri kulağıma gözüme mıngırdıyor.

Orda arkadaşlarımdan biri geçenlerde kibarca dinlediğim müziğin sesine isyan etti ama abi, Frantic mıy mıy dinlenmez ki beyav!

sincapsincap.JPG

Bu agaçta kimbilir kaç sincap yaşıyor?
Her gün muhakkak camımın önünden geçiyorlar

İbriktar Aralığı

8 Ekim 2003

Yaklaşık bir haftadır IBM firması ile süregelen bir boğuşmanın içindeyim. Bir türlü adamların sitesi doğru düzgün çalışmadığı gibi, birçok sayfaya da aslında erişilemiyor. İndirip kurmam gereken yazılımı en sonunda çok farklı bir yerden bulunca dayanamadım yüksek sesle “salaklar” diye bağırdım. (O sırada içerde telefonla konferans yapılıyordu ama allahtan duymadılar)

masam.jpg

Yarın New York’a gelişimin ilk aylarında kullandığım
masanın resmini koymalı.
Gerçi şu anda bu masanın yeri ve üstü biraz daha değişik,
o yüzden belkide önce son halini koymalı,
daha sonra ilk masamı koymalı..
Ya da.. önce… tamam tamam sustum!

Dolmabahçe Sarayı

7 Ekim 2003

Henüz çözmek için uğraşmadığım bir sebepten dolayı evden aksedir.com’a giremiyorum.Bu yüzden bu güncelleme gecikti.

Ayrıca evvelsi gün ettiğim kahvaltının da resmini bulamıyorum, kim yedi onu?

safakvakti2.jpg

Saat sabah 6:15
Çalan Saatin Sesine Zıpladım.
Kafamı kaldırmamla berber
Bi Baktım Gökyüzü Uyanıyor
Kaptığım gibi makinayı fırladım yataktan
ve Çat!
işte Penceremden Şafak

Korsanın Notu

7 Ekim 2003

Burası Bryant Park…
Bu da Hayatta olduĝumun ispatı!

Limon Sandığı

6 Ekim 2003

Metro cikisinda eve dogru yollandigim anda tam trenden inerken Frantic calmaya basladi discmande. Dangir dangir…. Frantic tic tic tic toc!

Heyecana kapildim ve o anda sert donus sirasinda merdivenlere, discman firladi ucusa gecti. Ucus sirasinda herhalde intikam almak istedi ki benden orta parmagini gosterek kapagini acti st anger cdsi yerinden firladi o da ucusa gecti.

Biri saga dogru biri sola dogru 37 derecelik aci ile bir V formasyonu icinde suzululerken ben bir discmene bir cd ye bakiyorum, kararsizim hangisini kurtarmaliyim??

Dismcan feci bir darbe ile betona cakilir cakilmaz dagiliyor, ’shit! (sicis!)’ diyorum ama o sirada kalkmakta olan terene dogru giden st anger cdsini goruyorum, derinden faltasi gibi acilan gozlerle `oooo shiiiit (hassssiktiiir!) diye bagirarak kosmaya basliyorum (burda agir cekime giriyoruz) ben kosarken cd yere iniyor ve yuvarlanarak metro ile platform arasindaki bosluga depara kalkiyor, ben hayirrr hayirr diyerek planjona kalkiyorum ve cd bir anlik donusle tamm kenarda duruyor ve tren uzaklasirken ben canim cdim bir daha olmayacak soz diye yaninda diz cokmus nefes nefese duruyorum.

Savas alanindan agir agir kalkarken, gozum yerde yatan parcalanmis discmane takiliyor. kosup egiliyorum yanina. Hafif bir ruzgar esiyor, sesi uzaklasan trenin gurulutusun bastiriken mutlu sanki. Istasyon bos artik yolcusuz, karanligi sadece birkac titreyen florasan lambasi gidikliyor. Inctimeden discmani kucagima aliyorum gozumde bir damla yas.

Hasar raporu ver makina odasi! diye bagiriyorum sesim titrerken. Gogsu yarali, laser kafa kalp hizli hizli hala hareket halinde, zor nefes aliyor, kapak acilmis bir daha kapanmamak uzere ve gostergeler bozuk efendim diyor dicman zorlanarak. Rastgele basiyorum dugmelerine bir tepki almak icin ama durduramiyorum kanamayi, hastayi kaybediyoruz. Kanli gozleri ile bakiyor bana `bitir su isi artik!` dercesine ve agir agir basimi sallayarak, pil kapagini acip, pilleri cikartiyorum. O anda duruyor laser kafa kalp bir daha calismamak uzere. “hik” ediyor son kez. Pilleri cebime koyarken yine agir agir gozlerini kapatiyorum discmanin. St anger cebimde basi onde egik, agizimda gozu yasli bir agit, elimde discmanin ruhsuz bedeni… yuruyoruz merdivenlerden asagi ve onu bir cop bidonunda son yolculuguna ugurluyorum.

Merhumu nasil bilirdiniz?
Iyi Bilirdik! Conk! Tam da kirilacak zamani buldu it! Saaaiiinnt angeeeer round my neeck… heee never geets respeeect…

cimen.jpg

hadi otlayin! aksedir’in size ozel hizmeti ve beles!

Nur icinde yatsin Kemal Sunal

Zımba Teli

2 Ekim 2003

Oykulu Geceler sitesinin bu kademesi yarin bitiyor. Buket Uzuner’in de katilacagi gece ekip icin bir kademe. Bir haftadir sabahlara kadar oturup calisiyoruz. Elif ve Cem su anda video editing yapiyorlar. ben 3:30′larda yatiyorum sabah ise gidiyorum beynim portledi portleyecek….o da ne??

Pört!

TANRI’nin notu: Sevgili kullarim, bu herifin beynini bir haftaligina kapatiyorum it herif uslu durmuyor.

Duydugunuz pörtlemenin anlami budur, lütfen sakin olun panik yapmayin.

bryantyanbina.JPG

Isigi gordum! Isigi Gordum!

Haaaleluyaaa!
Haaaaaleeeluuuuyaaa!

Planör Kanadı

1 Ekim 2003

Amerikanin en kucuk county’si Mahattanmis. Boyle diyor snapple adli iceceklerin kapaklarinin arkasindaki minik yer.

Uzun zmandir gitmedigim bir ofiste bir de baktim calisanlardan birinin karni burnunda. Aaa dedim bilmiyordum! tebrik ederim. Tesekkur ederken ben basladim: Erkek, kiz? erkekler? kizlar? erkek ve kiz veya kiz ve erkekler ve belki bir fil! diye sordum seri bir sekilde dayanamayip. Gulduk sonra kikir kikir. Gulerken karni hopluyordu anne adayinin ben caktirmadan ona da guldum. bes kikirdamanin iki kikirdamasi o hoplamaya gidiyordu.

gecepencere.JPG
gs ikinci yenilgisini aldi
uzuntuluyuz
sanki fenere donduk yahu
surekli bir cile ve keder
adam gibi oynayin ve “OYNATIN” lutfen artik

“Ben simdi burdan Terim’e sesleniyorum… O tamasi PAF takimina at, Batista stopere cekilecek, sukurun yanina santrofor al… ancaaaaaak ofsayt takitigini unutma, kose atislari kac kere dedim size.. iceri kavis olacak..”

öbökö spor yazari metodolijisi sendromu