Kasım, 2003 için Arşiv

Çok Sinir

26 Kasım 2003

Tebrik ederim. National Geographic dergisinde çıkan bir ufak yazıya göre dünyanın en çok çay tüketen milleti ünvanına artık sahibiz. İngilizleri solladık. Artık yarın öbürgün aşağılık kompleksi üstünden kazanç sağlayan nefret edilesi `Türk medyası` bunu da kullanır.. Dev başlık: (sürmanşet deniyordu galiba?) Türkler çay içmede ingilizlere beş koydu!. Yaşasın insanımıza sürekli sokuşturlan aşağılık kompleksi kar metodu.

Daha bombaların patlamasının ertesine gazetelerin internet sayfalarına hücum edenlerin aksine sakindim. Kesinlikle Türk gazetelerine bakmadım. Ne halt edecekleri belliydi. Kopmuş kol bacak gösterecekler, dev başlıklarla insanların korkularına korku ekleyeceklerdi.. Netekim öyle olmuş. Travma üstüne travma geçirenlere bir de biz koyalım tam olsun demişler!

Türkiye gazete okumuyor diye bağıranlara duyrulur: Ben böyle gazeteyle kıçımı bile silmem efenim… bilmem anlatabiliyor muyum.?

Bugun hayata nasil iyi yonden bakabilirim ki?

21 Kasım 2003

aglayankiz.jpg

Düşünce Girdabı

17 Kasım 2003

karma.jpgBuz gibi havada dışarı çıkıp çamaşırhaneye gitmek kadar ızdırap verici başka bir şey düşünemiyorum. Sırtında iki torba, birinde beyazlar diğerinde renkliler ve üstümde kalın bi palto yürüyorum. Çamaşırhane aslında biraz tiyatro gibi. Dur dışarıda, içeride karınca gibi hareket eden ve koala gibi hareket etmeyen insanlara bak, sıkıntın geçsin. Fakat ben de o karınca koala familyasına dahil olmalıyım, içeri giriyorum. Televizyon(lar) her zamanki gibi tepede, sesleri sonuna kadar açık bağırıyorlar ama kimsenin izlediği söylenemez. Boş bir makine bulamama olasılığı var, sıkıntım artıyor ama makine bulmamla azalıyor. Biran önce dışarı çıkmak istediğimden beyazları bir makinaya renklileri diğer bir makinaya tışıkıştıp tımaraşırhanden çıkıyorum. Hala fırıl fırıl dönüyorlar, hala kös kös oturuyorlar. Yandaki alışveriş marketine atıyorum kendimi. Saç kremleri, ilaçlar, defterler arasında yarım saatliğine kayboluyorum. Daha yıkandıkan sonra kurutulacaklar, o sırada da pizza yerim mesele kalmaz işte düşüncelerim `göt2b` adlı saç bakım ürünleri görmemle `nedense` bir anda dağılıveriyor… 

Uludağ Gazozu

13 Kasım 2003

empirestatesyansimasi.jpgKorkunç keskin ve soğuk bir rüzgar esiyor. Ama bu sefer hazırlıklıyım! Kalın ve terletebilir nitelikte bir yağmurluk ve rüzgarlık ile dolaşıyorum. Ben de timti bunları yatıyorum burada, tuturluk olayları tıratında, tarımtak turtutu yemek ittedim ama bir türlü tant yütüme gülmedi. Bu aralar windows 98 kuruyorum eski püskü aletlere tam bir nostalji havasında geçiyor kurulumlar.

Seren Serengil

12 Kasım 2003

kirmizipizza.jpgKahve makinası macerası aslında daha detaylı. Uzun zamandır kafamızı meşgul eden bu kahve makinasızlık derdi, yirmi dakikada halledilebilecek bir konu olmasına rapmen neden bir türlü bitirilemiyordu? Neydi bizi durduran bilmiyorum ama kahve makinası alalım hadi gidip şu iş bitirelim zincirleme olarak gelişti.

Ofisteki odamı derleyip düzenlemeye çalışırken atıl durumdaki kahve makinasını gördüm, ve Frederick’e “Ben anlamam kardeşim sen titiz olabilirsin ama ben bu işi artık yapmak istiyorum. Eski püskü, mikroplu ya da temiz bu kahve makinasını şimdi temizleyip işe yarar hale getireceğim.”

Hızla arka bölgedi tuvalete ilerken Frederick arkamdan geliyordu. Ben temizliğe başlar gibi yaptığımda hala “Hocam bu alet feci eski temizlemekle olmaz yenisini almak lazım” derken ben de bir yandan temizliyor bir yandan da söyleniyordum “bak birazdan pırıl pırıl olacak göreceksin”. Derken sıra filtre kahve koyma kısmına geldi, ve kapağı açmamla kaskatı olmuş yeşil bir eski kahve yeni mantar ve göremediğim ama tahminen binlerce mikro makro artık herneyse organizma, cörmler nefis bir habitat kurmuşlar yaşayıp gidiyorlardı. Kapak açılınca hepsi birden durup gökyüzünde bakmaya başladı. Binlerce gözle gözgöze geldiniz mi hiç? Ben işte o anda geldiğimi farkettim. Hepsinin gözlerinde “şimdi ne olacak?” bakışı vardı. Ve olan oldu. Ben Frederick’e baktım, “Evet lan bu temizlenmez…” dedim ve elimdeki kahve makinasını yanımda çöpe tıkıverdim. Binlerce çığlık, torba hışırtısının arasında kayboldu gitti.

Lö Ruar

11 Kasım 2003

dikenlitel.jpgYeni bir döneme giriyoruz. Ben ve gölgem. Esen rüzgar yelkenleri doldurdu, ipleri artık tutamaz olduk, koyverdik gidiyoruz bakalım nerelere götürecek bizi bu rüzgar. Kayık sağlam, korkumuz yok fırtınalardan, dalgalardan çekinmiyoruz. Yeter ki büyücüler, eccinler tepemize üşüşmesin. Gerisi hikaye, vız gelir.

Sütlü Çörek

10 Kasım 2003

grafiti.jpgEvde masamın önündeki mantar pano gittikçe artan yağmurun etkisi ile damla damla oldu. Benim pek bir şikayetim yok. Gözüm gönlüm şenleniyor, pıtır pıtır yağan yağmuru gördükçe gülümsüyorum.Üç saate yakın bir süre hiç kımıldamana dikkatle ekrana bakıp yazıları düzenlemek ve biçimlendirmek yoruyor galiba insanı. Gözlerimi ekrandan ayırdığımda beynim çoktan sulanmıştı, kulaklarımdan dışarı sızıyordu.

Frederick ile gaza geldik ve ofise kahve makinası aldık. Aşağıdaki şarküteriyi zengin etmekten bıktık ve sadece benim ya yeter hai frederick gidip bi kahve makinası alalım yahu! çığlığıma kalmış herşey. Doğru lan eşşeğiz biz! Dedi hızla paltosunu giyerken ben çoktan sarıp sarmalanmış emin adımlarla ofisin kapısına yönelmiştim.

Salam Sosis

7 Kasım 2003

İşte buna benzer uyarılarla bu çimler hep yeşil kalıyor. Gübreledik, Yağış sonrası çimler kuruyor, faaliyet sonrası çimleri dinlendiriyoruz gibi ilanlara da rastlamak mümkün. Bu parkın diğer bir enteresan yanı, oturduğunuz iskemlede bişi yaptıysanız isminizi ve ne yaptığınızı azıcık para vererek sandalyeye takılmasını sağlayabiliyorsunuz. John sevgilisi Mery’ye bu sandalyede evlenme teklif etti. Böyle ince düşüncelerle dolu parkın içinde iki dakika otururken sizin keyfinizi kaçıracak en gıcık olay yaprak temizleyicisinin kullandığı hava üfleyen alet. Barrrrrrr… Uçuşan yapraklar. Güneşli günlerde uyumak da mümkün ve hatta gelecek baharada yapabilirim gibi geliyor. Yazın bir ara oturup cırcır böceklerini dinlemiştim.

rootsystem.jpgHafta sonu geldi. Yarın güncellenmeyecek. Pazar eki için kasacağım. Muhi yazısını hazırladı, benim de oturup bişiler karalamam lazım. Ayrıca bu sefer uzun zamandır yapmak istediğim bir meseleyi toparlamaya çalışacağım. Hava da güzel olacak ama soğuk evden çıkmayacağım galiba.. Çıkasım da yok zati! (odanın arkasından sesler yükselmeye başladı: abiii, bizi çamaşıra götüüür, kirliler biriktiii) Duymamazlıktan geliyorum, siz de duymamış gibi yapın. Ama yarın boyun eğeceğim galiba, evden çıkmak için de bahane olur, arada sıvışırım.

Bebek Parkı

6 Kasım 2003

zincir.jpg26 Aralık 1995 senesinde Bebek’te ufak bir McDonald’s açıldı. Tam Bebek parkı’nın yanında, meşhur Bebek kahvesine komşu bir yerde cuk oturdu! Bir gece, 11 civarları açlık bastırmış, zıpladık McDonald’ın yerine. Bir çalışan artık kapanmak üzere olan dükkanın önündeki masaların durduğu karo döşeki kısmı siliyordu ve biz vardığımızda kapı tarafına gelmişti. Sildiği yerleri kirletmeden daha silinmemiş yerlerden atlaya zıplaya restorana girdik gülerek.

Çıkarkan yerleri silen eleman “afedersiniz” dedi. Durdum: “buyur hocam”. İki eliyle süpürgenin sapını sıkıca kavramıştı. 1,70 boylarında esmer tenli, gözler parlak ama tedirgin, söze nası başlasam bakışları, dudaklarında sese dönüşmemiş kelimelerle durdu bir iki saniye, sonra  nefes aldı ve dile geldi “Ben… teşekkür ederim, gün içinde kaç kere siliyorum buraları bilseniz. Ben daha bitirmeden üstüne basa basa geçiyorlar, keşke sizin gibi olsalar, inanın çok teşekkür ederim dikkatinize” Mutluydu, hem de çok mutluydu.

Biraz konuştuk, iyi geceler dileştik gülümseyerek ve ayrıldık. Daha çok yaşanmalı böyle anlar.

Giovanni Mondragon

5 Kasım 2003

helezon.jpgİlk defa patrondan izin alarak gidip bir şampiyonlar ligi maçı izleyeyim dedim, onu da sağolsun Galatasaray berbat bir oyun ile keyfini kaçırdı. Pişmanım. Hatta asabım öyle bozuldu ki, Galatasaray’ı Terim başta olduğu sürece tutmıcam! Gibi enteresan bi iddiada bulundum simdi sakinim. Öfkesel bir yaklaşım mı yoksa artık yüksek sesle söylenmesi gereken bir gerçek mi? Endişeli bir düşünce kafamda vırıl vırıl dönüyor. Öf ya… ööööf ööööööf… ooooof oooooof. Öffff pööööööf.

Rezil olduk rezil

Darkan

4 Kasım 2003

golgezer.gifPara çekmeye çalışırken kafamı ATM makinasının çıkıntısına çarptım. Sanırım gerçekten kocaman bir kafam var ve olmadık zamanlarda olmadık yerlere kafamı çarpma özelliğim gelişerek hayatıma renk ve acı katıyor. Ama bu metrolarda çarptığım demir barlarınkine benzer hafif bir dokundurma değildi. Resmen kafa attım çıkıntıya (Danngggg!). Muhi “Salak… Salak…” diyor gülerek, ben alnımı ovuşturuyorum ATM makinasını bu şekilde yapanlara küfrediyorum, yıldızlar el ele tutuşmuş halay çekiyorlar kafamın üstünde ve bir yandan şarkı söylüyorlar: “Saaalaaak Kubilay, Saaalaaaak Kubilay”.

Torna

3 Kasım 2003

sariagac.jpgHafta sonuna 13 saatlik bir uyku ile girdim. Önce ev taşıması sonrasında ise Haloween Partisi. Sabah saat dört sıralarında eve vardığımda ön uykumu metroda almış, aynı uykulu gözler ve bitkinlikle eve yürümüş (nasıl ve yürüdüm hatırlamıyorum bile) kendimi yatağa atmıştım. Sabah, bir ara uyandım. Sonra gene vurdum kafayı. Beynim “Yeter ulan kaaaalk!” diye bağırırken artık uçuşmaktan bıkmış pireler: “Abi yeter kalk artık” serzenişinde bulununca “hakikaten yeter galiba” derdemez doğruldum yataktan. Önceki gün Fred’in evini taşırken alamadığım ve içim sızlaya sızlaya bıraktığım gardrop aklıma geldi, bir küfür savurdum. Sonra odamı toplamam gerektiği gerçeği daha yaratıcı bir küfür savurmama neden oldu. Homurdana homurdana ayılma sürecine girdim. Sabah dört otuz gibi artık toplu, yerler silinmiş ve çarşaflar değişmiş bir odada yeni uykuma daldım. Yarın güzel olursa Merkez Park’ta resim çekecektim ve netekim çektim! Yeni Pazar Eki’ni bekleyin.

O Çiçeriya

1 Kasım 2003

Sonunda, iki haftalık bir gecikme ile Pazar Eki 6 çıktı. Eğri büğrü oldu doğal olarak…

Olsun eski tempomuzu yakalıyoruz. Haftaya şimdiye kadar çıkmış en kallavi Pazar Eki çıkabilir… Şimdi Pazar Eki 6 için tıklayınız.. (Efenim sayfa yeni bir minik pencerede açılır) Muhittin askerlik anılarını yazdı ben de geçen ay Aksedir’e kimler gelmiş, kaç kişi nerden bakmış onun ufak bi dökümünü verdim.. 500’ü geçtik, bu ay bakalım nasıl geçecek.

Katkılarından dolayı Muhittine çok teşekkür… Sağol Muhi!
Sevgilerime,
Kubilay

Not: Arsiv sayfasinda yeni harman yazimi ve eski pazar eklerini, gecmis aylarin aksedir güncelerini bulabilirsiniz. Bi bakin.