Aralık, 2003 için Arşiv

Bir Çukurda Sonunu Beklemek

22 Aralık 2003

gidiyorum.gifSabahın köründe çangırtı ve çungurtular içinde yolculuk edişim (bizden önceki metronun hödüklüğü sebebiyle duraksayınca) bana daha önce farkedemeyeceğim bir noktayı duyurdu. Önce sabah işe giden kalbalık insan grubunun aslında ne kadar sessesiz olduğunu duydum. Ayakta, kolukta orda burda insanlar, ve hepsi tıss. Önce alışamadım. Sessizliği ilk bir çocuk bozdu, minik bir kız, kırmızı çoraplı siya saçlı bir uzak doğu veledi vır vırlıyor. Sanırım trenin durmasından mutlu. Peki diğer yolcular mutlu mu? Yüzlerden anlam çıkarmaya çalışıyorum fakat vücutlar uyanmış, ruhlar dere kenarında yüz yıkarken şekerlemeye dalmışlar, beceremiyorum. Bir hışırtı seli çabamı sonlandırıyor. Yanyana sayılacak seviyede oturmuş iki insan ve ellerine birer gazete, adamlar gazetenin sayfalarını çevirdikçe vagon hışırdıyor. Meğer gazete böyle durumlarda hakikaten gürültü çıkarabiliyormuş. Uzaklardan bir hışırtı grubu daha çıkıyor, demek orda da gazete okuyan(lar) var. Ve derken anlaşmışlar gibi hepsi eş zamanlı çeviriyor, hışır haşur şart şort! Oha sese gel! Okumuyorlar ki, ve zaten okuncak malzeme yok ki, ki ki ki…. Metro kımıldamamakta direnirken, vatman makinist metro sürücüsü ya da neyse artık! görevli kişi birazdan hareket ederiz meraksız davranın diyor ama zaten takan yok, herkes dere kenarına inmiş bile, kalk kaaaaalk diye ruhlarını tokatlıyorlar dereden su taşıyıp kafalarına bocalıyorlar, kahve olmadan ayılmak mümkün değil sanki, ve metroda kahve yok, metro bekledikçe kahveye ulaşamamazlık süresi artıyor, artıkça uykulu hal devam ediyor, bakışlarda donukluk 5 toplu koca bir külah dondurma, yala yala bitmez. Ve tren hareket ediyor, ve tren duruyor. Meğer iki adım ilerimizdeymiş istasyon, aaa lan bu benim durağım! Koş kubilay kooooooooş!Arşiv düzenleniyor, eski ayları ekledim. Yakında diğer bölümleri de eklerim… Kesin sorunlar vardır, ama olcak o kadar di mi??

Kuru Pilav

20 Aralık 2003

kolestrol.jpgİnsan yatağına kurulup, oturduğu yerden birşeyler yazabilir, gezebilir, onu bunu yapabilir durumda olması aslında çok zevkli olmuyor. Çünkü yatak adı üstünde yatmak ve tembellik etmek için var. Laptopu insan karnının üstüne koyup da kullandığı zaman bir süre sonra ağırlığı altında ezilmek ve laptoun artan sıcaklığından pişmek mümkün. Sonra sanki laptop hükmediyormuş insana hissi doğuyor. Bu durumun tam akisinin olması için biraz da laptop ile ne yaptığın önemli. Mesela şu anda sağdaki yastığın üstüne kamerayı koydum, önümdeki ekranda messenger açık, ve ben cincap ile muhabbetteyim. Tabi bu durumda ilk başta anlattıklarımı geçersiz kılıyor olayın boyutu dörde katlanıp beşe bölünüyor… Arka planda wqxr çalıyo, ben hala uzanık karşımca cincap laflıyorum işte… iyi pazarlar

Billur Kalkavan

19 Aralık 2003

galaksi.jpgHaftanın içinde yürürken gözden kaçan notlar:

Hemen bizim ofisin bulunduğu sokağın köşesindeki bankayı noel baba soydu. Önce dalga geçiyorlar sandım ama doğruymuş. Amcam etrafta sürüyle noel baba bulunmasından fayadalanarak zeki amcam dalmış, paraları almış kaçmış. Aşağı iş icabı indiğim sırada bir göz attım, kapıda geçici bir süre için hizmet veremiyoruz gibisinden bir mesaj asmışlardı. Soyulduk pek afedersiniz deselerdi ya. İçerde sonunda televizyonlarda zırt pırt bize izlettirilen suç masası karizmalarından iki tane görebildim. Bi masa kurmuşlar herkesin söylediklerini o minik defterlere not ediyorlardı.. Heyt beee… amerikan polisi bu! Böyle not alır. Kahve bardakları ve donut eksikti, onları da bir sonraki aktivite de görürüm herhalde dedikten sonra yolda devam ettim.

Ökit bir espiri:

- Dövücem seni, hem de tavayla!
- Teflon tava ile vur bari de kafam tavaya yapışmasın!
- Efendim?
- Kökökökökököööö….

Kaç kiş tarihin altında Billur Kalkavan yazdığımı gördü? Ve kaç kişi daha önce de gülben ergen yamıştım onu farketti? Asıl ilginç olan birileri siteye gülben ergen diye arama yaparken rastlamış! Acaba hayal kırıklığına mı uğramıştır site açılınca meraktayım ve böyle gereksiz meraklar arasında tavla maçı yapasım geldi, ve fakat zarları kaybettim, mecburen yola katırla devam edeceğiz. Sabah 1:30 uyumam gerek sanki?

Deli Nine

17 Aralık 2003

kamyongeliyo.jpgNew York’un delileri hakikaten çeşitli ve izlenmelik. Tam tiyatro.

Hışımla daldı vagona. Yaşlı, beyaz saçlı elleri kırış kırış ama pörtlemiş palak kocaman gözler. Kırmızı bir torba elinde, kahverengi pabuçlar ayağında. Üç çocukla oturan genç bir kadına yanaştı “oturcam ben!” ”bir sonraki durakta inicem bekleyin” dedi kadın. Yaşlı manyak dik dik bakmaya devam edince kadın lafını yineledi.: “bir durak sonra iniceğim!” “duyduk!” hırsla döndü arkasını ve karşı koltukta oturan siyahiye bakmaya başladı, aslında bakmak denmez, muhtemelen beynindeki görüntüde kadını doğramıştı ve bunu yapamıyor oluşunun getirdiği sinir selektör ediyordu beneklerden. Siyahi kadın dayanamadı yer verdi çatlağa, ama vermez olaydı. Yaşlı bir bağıdı “Zenciiii, lanet zenci!” diye..

Elineki torbayı kalkan gibi kullanarak çevresindeki insanlarla arasında bir perde oluşturmaya çalışırken, zavallı muhi’ye de bir tekme atmaz mı! Ayakları ile çevresindekileri uzaklaştırırken bir eliyle torbayı tutuyor bir yandan da yanında oturanı ittiriyordu. New York delileri metorda on kaplan gücünde..

Siyahi durakta çıktı, nine arkasından hayvan zenciii diye anırdı. Hışımla yanındakine döndü, yanındaki kalktı kaçtı, onun yanındaki aile kalktı kaçtı, kadın ayaklarını hiç bozmadan ona buna vura vura yana kaymaya başladı. Kaydıkça insanlar kaçtı boşalttığı yere kimse oturmadı, torba havada aykalar uzatılmış ve nine başka bi kadının yanında durdu.

“Bana yer lazım!”çağırısına komşu kadın”anlamadım????” deyince hınk! Oldu. “Bir başka orospu daha” söylentisi, elinde toprba, boş koltuklar, tırsmış vagon, uzatılmış ayaklar fır fır dönen gözler kırışık eller. Bir daha denk gelmek ister miyim? Evet!

Kapıcının Çilesi

16 Aralık 2003

fatalerror.jpg“Baba… Baba… Dışarıda gene sert rüzgar var” Bu ses, televizyon karşısındaki koltuğuna çökmüş elindeki uzaktan kumanda ile kanalları zaplayan kirli sakallı, kısa boylu esmer tombik bir adamım ütüsüz, solu mavi renkli pijamasını çekiştiren çocuktan geliyordu. Evet dışarıda sert rüzgar var demek, 572 nolu binanın geçmek bitmek bilmeyen lanetinin tekrarlanacağı anlamına geliyordu. Sabah, yaprak, kağıt ve naylon torba dolu bir girişe dönecekti kapının önü ve kapıcı her zaman olduğu gibi onları temizleyecek ama ertesi gün yine esen bir rüzgar ve boş caddelerde nerden geldiği belirsiz torbalar… Adam ağır ağır kafasını çocuğa çevirdi: “Hadi oğlum yaprakları anlıyorum etrafta ağaçlar var da bu lanet torbalar nerden geliyor??? Yalvarırım sen söyle!” çaresiz ve sıkıntılı bir bakış sonrası oflayan adam gözlerini televizyona çevirdi. Adamın yapılacaklar listesi olsaydı, “kapı önündeki torbalar toplanacak” en tepede durur ve herhalde asla silinmezdi.

Her sabah binadan çıkarken biriken torbaların arasında slalom yaparken düşüneyazdım

Genç Kamplumbağa

15 Aralık 2003

karkure.jpgDevasa bir yazdırma işlemini yazıcıya gönderince bilgisayarım tepkisiz ve etkisiz kalıverdi. Mütemadiyen çalışan bir hard disk, çır çır eyledikçe sabrımın son damlalarının test edilidiğini varsayıyordum. Frederick’in bilgisayarından birkaç siteye bakıvereyim düşüncesiyle onun masasına geçtim. Ofis boştu, kimsecikler ve  ben vardık. Fred’in sandalyesine oturdum, her zamanki gibi maskülin tarzda bacak bacak üstüne attıktan sonra ellerimle masaya tutunup kendimi çekerken bir ses masanın altından yükseliverdi. “Cıııııırt”… Sesi duymamla beraber durdum ve sonra kalkmak için geri kendimi geri ittim ve yine o ses: “Cıııırt”. Cııırt sesi nedir? Bişi yırtılmıştır. Peki bacağımda hissetiğim soğuk şey ne? Metal! Cıırt sesleri ile itiş çekişim arasında doğru bir orantı var mı? Var! Kımıldama Kubilay. Bacağımı yavaşça indiryorum, ve geri çekiliyorum. Kotumda geniş bir yırtık “merhabaaaaa” yapıyo bana. Gayet çekingen: “Şey ben buraya yeni geldim etrafı gezdirir misiniz?” demez mi!

Şaşkın bakışlarla masanın atlında yaptığım gözlemim sonucunda olmaması gereken sivri uçlu iki vidaya rastladım. Kot Katilleri! Bu zamana kadar Frederick’in bu vidalara rastlamaması bir talih mi yoksa bilinçli bir oyunun kurbanı mıyım? Bunlar söylenti tabi, gerçek olan kotum yırtık, yeni bir kot almam lazım. Fredercik, bana bir kot borcun var!